24 Eylül 2017 Pazar

Annemin Bandoya Yazılma Hikayesi

Anneannemi, ve onunla beraber aklımın bir kısmını da kaybettiğimden beri, birkaç ay, bazen birkaç hafta arayla tekrar tekrar anlattığı anıları düşünüyorum ara ara. 

Onun çocukluğundan, annemin çocukluğundan, bazen benim çocukluğumdan... Öyle naif kadındır ki o; insan onu hiç kıramaz, aynı hikayeleri heyecanlı, kibar kibar anlatışını sonuna kadar dinlerdi hep. 70'ine gelmiş bir kadının belleğinde yer etmiş değerli hikayeler seçmesine aitti o anılar ne de olsa, ne anlatacaktı ya başka? Hemen hepsini ezbere bildiğim o anıları, anneannem gittikten sonra daha çok düşünür, unuttuğum veya bir bilmediğim bir ayrıntısı çıktıkça kendime kızar oldum. Daha iyi dinlemeliydim onu, kaç defa anlattı ya! Arada anlattığı bir anı aklıma geldikçe yokluyorum o yüzden kendimi, "Dur, nasıldı, her şeyi hatırlıyor muyum? Sonuna kadar kendime bir anlatayım bakayım..." diyorum. Annemin bandoya yazılma hikayesi de bu anıların en meşhurlarından biri. Üstelik benim de favorilerimden... 


Fotoğrafta, önceki uzun saçlı kız annem. 

Ortaokul civarı, anneannemlerin durumunun pek de parlak olmadığı bir dönem. Okulda bando takımı kurulacağı haberi yayılıyor, öğretmen "Ailenize danışın, izin verirlerse bando takımına katılabilirsiniz." diyor. Annem pek heyecanlanıyor, evi bekleyemeden okuldan müsaade isteyip anneannemi arıyor izin almak için. Biliyor ki çok paraları yok; bir sürü kıyafet lazım şimdi bandoya, şapkası ayrı, ayakkabısı ayrı... Ama bir şansımı deneyeyim diyor yine.

Arıyor annesini, böyle böyle, katılabilir miyim bandoya diyor? Anneannem "Tabii ki katıl kızım, elbette izin veririm!" diyor, annem şaşkın! Bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemiş oysa ki, bir dakikada anneannemden izni koparıyor.

Gün bitiyor, akşam eve gidip anneannemin boynuna sarılıp teşekkür etmeye başlıyor. Anneannem şaşkın, "Ne oldu kızım? Ne araması, ne bandosu? Sen beni aramadın ki hiç bugün."

Meğer annem evin numarasını karıştırıp başka bir kadını aramış. :) Kadın da kendi çocuğu sanıp izin vermiş. Sonra da vazgeçememişler, anneannem çok iyi bir terziydi benim, bütün kıyafetleri o dikmiş bando için. Hep şey derdi: "Gittik beyaz kumaş aldık, o beyaz pileli eteğin pilelerini tek tek dikene kadar neler çektim ben bilsen." :) Zorlukların peşinden güzellik gelmiş yine böylece, en güzel anılardan birine dönüşmüş sonra. Bugün beni hala mutlu edebilen bir anıya.

Çocukluğumu güzelleştiren kadın, mükafatın bol olsun.

*

19 Eylül 2017 Salı

"Meşhur" Mantar Çorbam :)

Selamlar,

Aile arasında nereye gitsem herkes bana çorba yaptırıyor. :) Birkaç çorba tarifi var ki hem pek severim, hem yiyenler pek sever. Bunlardan biri de bu "meşhur" mantar çorbası... Esasen çorbalara aşina olanlar için pek ekstrem bir tarifi yok ama özellikle bilmeyenler için mutlaka denemenizi öneriyorum, zira nefis oluyor.

Malzemeler
400-450 gram mantar
1 büyük soğan
2 kupa süt
2 çorba kaşığı un
2-3 kupa sıcak su
Sıvı yağ, tereyağı
Tuz, karabiber, kırmızıbiber

16 Eylül 2017 Cumartesi

En Sevdiğim Smoothie Tarifi

Meyve yemeyi sevsem de sanırım alışkanlık haline getirmediğim için çoğu zaman gerçekten 'unutuyorum'. Bu anlamda bana en çok yardımcı olan şey smoothieler. Öyle çok geniş bir tarif yelpazem yok ama birkaç tane çok sevdiğim versiyon var. Birini sizlerle paylaşmak istedim bugün. Malzemelerin türevleriyle yer değiştirebileceğiniz tarif ise şöyle;

15 Eylül 2017 Cuma

Kaş ve Kirpik Uzatan Reçetem

Tam olarak sonuç aldıktan sonra yazmak istediğim bir 'reçetem' var sizlere bugün. Uzun bir araştırmadan sonra bu iki yağı karıştırarak kaş ve kirpik uzatılabileceği, gürleştirebileceği sonucuna vardım okuduklarımdan; lakin elbette önce deneyip bir sonuç görmek istedim. Özellikle kaş konusunda oldukça başarılı olduğunu görünce de mutlaka yazmak, paylaşmak istedim.

İki malzemeye ihtiyacımız var bu karışım için:

Hindistan cevizi yağı, ki deva olmadığı dert yok desek yeri. :)
Badem yağı, ki saç dökülmelerinde bile kullanılan bir yağ.


14 Eylül 2017 Perşembe

Ispanaklı Yumurta ve Yunanca'da Türk Yemekleri

Merhabalar,

Bir süredir üzerinde kafa yorduğum ve hakkında ziyadesiyle heyecanlı olduğum bir projeye başladım. Yunanistan'daki çoğu kişinin Türkiye'ye ve Türk yemeklerine olan düşkünlüğünden yola çıkarak, "Anadolu Mutfağım" isminde bir blog açtım ve Türk yemeklerini Yunanca dilinde tariflerle, püf noktalarıyla ve Türk mutfağından/lisanından çeşitli bilgilerle okuyucularla buluşturmaya gayret ediyorum.

Çoğu kişin içi basit bir tarif olan lakin benim çok sevdiğim, hem pek sağlıklı hem lezzetli "ıspanaklı yumurta" tarifini bu blog için hazırlamışken, hem bu haberi belirtmek hem de okumak isteyenler için Melerence'de de paylaşmak istedim.

Tam buraya tıklayarak bu bloğa da göz atabilir ve dilerseniz bizim mutfağa meraklı Yunan dostlarınızla paylaşabilirsiniz.

Haydi gelin şimdi bu pek basit ama pek lezzetli yemeği kendimce anlatayım sizlere.  

İhtiyacımız olan, bir büyük soğan ki bu yemeğe bol soğan çok yakışıyor. 200 gram ıspanak (1-2 kişi için), iki yumurta, karabiber, kırmızı pul biber ve tuz.


10 Eylül 2017 Pazar

Midilli Adası: Melinta, Palaioxori ve Stavros Köyleri, Vatera

Geia sas!

Bir süre önce sizlerle paylaşmaya başladığım masmavi, ayrıntılı ve günlük yaşamdan hikayelerle dolu Midilli Adası (Lesvos) günlüğüne; harita üzerinden adanın hemen her bir köşesini keşfederek, turistik olmayan Lesvos köylerine uğrayarak, leziz ada mezelerini tadarak geçecek ve yine masmavi fotoğraflar eşliğinde devam edelim.

Son yazıyı anımsayanların bildiği üzere, yeni günümüzde adanın güneyinde bulunun Plomari'den, kuzeybatı köşesindeki Petra şehrine uzanacağız. Lakin bundan önce, Plomari'den çıkıp adanın kuzeyindeki birkaç Midilli köyüne uğrayacağız; geze keşfede gidiyoruz kısacası. :) Aşağıdaki haritada göreceğiniz gibi, sağda bir önceki yazıda bahsettiğim Ada'nın en güzel plajlarından Tarti, bulunduğumuz Plomari var. Buradan önce Melinta Plajı'na geçeceğiz, Ardından Akrasi üzerinden Palaixori ve Stavros köylerine uğrayarak diğer bir ünlü plaj olan Vatera'ya geçeceğiz. Bu köyler arasında birçok ufak köyden geçtik fakat bahsedeceklerim temel olanlar. Öyleyse kısa kısa, yaşamdan-günlerimizden hikayelerle, Midilli keşfimize devam edelim.

9 Eylül 2017 Cumartesi

Hollanda'dan Alınacak 10 Farklı Hediyelik Eşya

Hollandalıların dediği üzere, hoi!

Efendim, bir zamandır aklımda olan projeye nihayetinde başlamak istiyorum. Düşündüm ki madem bir süredir Hollanda'da yaşıyor, olayları bu taraftan görüp tecrübe ediyorum, sizlerle bu ülkeye ve yaşama dair tecrübeleri daha sık ve farklı açılardan paylaşma niyetindeyim.

Bu yazılardan ilki Hollanda'ya gelenlerin "Ne almalıyım?" sorusuna yanıt olmak üzerine olacak. Bu önerileri size Hollanda'da yaşayan ve alınacak şeyleri klasik - turistik ürünler arasından seçmektense, ülkedeki farklı ve güzel ürünleri az çok bilen biri olarak yazmak istiyorum. Bu sayede bloglarda kolay kolay rastlamayacağınız, ama Hollanda'ya gelip de almadan gitmemeniz gereken birkaç şey not ettim. Haydi başlayalım!

1. Aloe Vera Suyu

Hemen hemen tüm marketlerde bulabileceğiniz bu ürün bir nevi bir meyve suyu, lakin aloe veralı. İçerisinde bitkinin parçacıkları var ve Türkiye'ye her gidişimde aile götürdüğüm ürünlerden biri. Çok hoş, hafif bir tadı var, mutlaka tavsiye ediyorum. Hem sadece tadabilir, hem hediye alabilirsiniz.


7 Eylül 2017 Perşembe

Toprakta Patates Aramak

Birçok meyve-sebzede var olan tohumdan ürün, üründen tohum döngüsünü hayranlıkla karşılıyorum... En az bunun kadar etkileyici bulduğum bir diğer doğa armağanı da, filizlenmiş patatesleri gömüverdiğinizde size güzel bir sürpriz ile geri dönmesi... Toprak ne kutsal şey.

 Bir süre önce birkaç patates attık toprağa. Filizlendi, yapraklandı, kocaman oldu. Sonra haydi dedik, bakalım toprağın altında neler saklı?


22 Ağustos 2017 Salı

Hollanda Günlükleri - 14

Ne zamandır yeni bir günlük yazmak istiyordum. Zira en son Mayıs ayında yazmışım; zaman nasıl geçmiş hakikaten hiç anlamadım. Mayıs'tan bu yana çok şey değişti aslında.

Önümüzdeki ay Hollanda'da 1 yıl bitecek, ve ben ben yaklaşık 2 aydır "artık buraya, düzene alıştım" diyebiliyorum nihayet. Yavaş yavaş burayı "benim yerim" gibi hissetmeye başladım. Dolayısıyla "Ne kadar zamanda alışır insan?" sorusuna, normal şartlarda maksimum 10 ay - 1 yıl diye cevap verebilirim kendime göre. Nedir alışmak derseniz; artık farklı insanlarla nasıl baş edebileceğimi az çok çözdüm, işe alıştım - fazla soru sormadan tıkır tıkır işimi yapabiliyorum pek şükür, alışverişe daha hakimim - nerede ne vardı ne zaman nasıl alınırdı bilir oldum, gibi gibi örnekler. Bu aralar çok sık söylediğim gibi, çok şükür mutluyum. Her zaman pürüzler var lakin mutlu olmayı seçiyorum.

Yine birkaç akılda kalan fotoğrafla renklendirelim sohbetimizi... Primark Hollanda'da en çok sevdiğim, hiçbir şey almasam da üç saat gezebileceğim mağazalardan biri. Her gittiğimde mükemmel kokuları olan bu mumlardan alıyorum çeşit çeşit. Özellikle bu Sea Salt & Lavender favorim.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Hollanda: Bir Ormanı Adımlamak

Türkiye'nin birkaç farklı şehrinden sonra en son İstanbul'da geçen on yıldan fazla zaman; yeşil görmeye, yeşil görünce bunu 200 kişiyle beraber yapmamaya aç bir bünye; yapma değil - doğanın doğurduğu hakiki bir ormanda fazla temiz havadan kaynaklanan tatlı bir baş dönmesi... Bunlar uzun yıllardır yaşamadığım güzelliklerken, ne mutlu ki Hollanda bu açığı doldurmak için bir dolu ormana sahip. Tamam, belki masmavi denizlerden esen ılık rüzgarları yok ama; gerçekten eşsiz bir doğası var. 

Dün, bu ılık pazar gününü fırsat bilerek ormanda yürümeye, keşfe çıktık.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Midilli: Plomari II, Tarti Plajı, Köy Kiliseleri, Megaloxori

Plomari'den başlayan Lesvos (Midilli) Adası yolculuğuna, tam şurada yazdığım ilk yazının ardından devam ediyoruz. Bugün bence adanın en güzel plajı olan Tarti'ye, birçok lokal köy kilisesine ve Plomari'de savaş döneminde halkın üst kısımlara kaçarak kurduğu köy, "eski Plomari" olarak da anılan "Megaloxori"ye gideceğiz.
 
Ada ile tanıştığım ilk günün sabahında, Masoutis isimli meşhur Yunanistan marketinden aldıklarımızda, kaldığımız Elia Village'ın karşısındaki köy kilisesine bakarak yapıyoruz kahvaltımızı. Bu kısımda 1-2 gün dayanacak şeyler alıp yumurta için yağ almayı unuttuğumu farkedince, zeytin paketindeki yağı süzüp onunla yumurta yapıyorum. :D 

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Kebapçıdakinden Farksız Adana Ezmesi

Evet efendiiim, yine zor görünen lakin yapması çok kolay - tadı şahane olan bir mezeyle daha karşınızdayım öhöm. :)

Adana'ya ait olduğu bilinen, bilhassa kebapçılardan köfte-kebap yanında servis edilen meşhur acılı ezme, yani Adana ezmesi yapacağız bugün. Bu tarif uzun yıllardır uyguladığım favori tariflerimden biri; geçtiğimiz günlerde Hollanda'daki birkaç Türk arkadaşla toplandığımızda da yapıp sağolsunlar çok beğenilince, bloğa yazma vakti geldi dedim. Ve işte başlıyoruz, muutlaka deneyin derim.

 Malzemeler

6 orta boy (veya 4 büyük) domates
4 sivri yeşil biber
2 büyük (veya 3 orta boy) soğan
1 tutam maydanoz
5 diş sarımsak 
Bolca nar ekşisi
Yarım çay bardağı zeytinyağı
1 orta boy limonun suyu 
1'er yemek kaşığı biber ve domates salçası

(Baharatlar ayrıca aşağıda)


9 Ağustos 2017 Çarşamba

1 Saatte Yapılacak 5 Meze Tarifi

Selamlar!

Geçenlerde Azeri arkadaşlarımız evimize ziyarete geldi. Aynı gün içinde gelecekleri belli olduğu için onlar çaya gelmek istese de, biz bir şeyler yiyelim dedik ve hızlıca birkaç meze yapmaya karar verdim; kimi çok kolay, kimi biraz ayrıntılı. Kısa kısa yazayım istedim fikir olsun diye.

1. Acılı Adana Ezmesi

Ölüyorum dostlaar, dünyanın en güzel şeylerinden biri. Üstelik sadece dışarıda yenen bir şey değil bu, yapması çok kolay. Bol domates, ince yeşil biber, maydanoz ve soğan incecik kıyılıp bir tırtlık blendırdan geçiriliyor, biraz biber biraz domates salçası, nar ekşisi ve baharatlar ekleniyor. İsterim ki bir gün adım adım yazayım ayrıntılarıyla, gerçekten çok güzel oluyor.


6 Ağustos 2017 Pazar

Amsterdam'da Çalışmak, Iş Çıkışı Kanalda Gezinti, Kavramlar

Hollanda'da çalıştığım firmanın ufak bir teknesi var. Her ekip her yaz döneminde bir gün seçip, takımca kanal gezintisine çıkıyor. Biz de geçenlerde bir gün ayarlayıp, iş çıkışı firmamızın geleneksel pub'ı olan :p Mankind önünde toplaştık, atladık tekneye.

Aslında bu yazıda birkaç güzel fotoğraf eşliğinde kavramlardan bahsedelim istiyorum. Amsterdam'da çalışmak nasıl bir duygudur, ekipteki herkesin farklı ülke ve kültürlerden olması nasıldır; duygular, sanılar, gerçekler üzerine konuşalım.

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Lesvos Adası (Midilli): Ouzo'nun Başkenti Plomari 1 & Agios Isidoros

Geia kai xara saaas! Kalispera!

Sonunda Midilli dosyasını açıyoruz dostlar! İlk Midilli yazısına naçizane birçok tavsiye iliştirerek şurada yazmıştım. Şimdi geldi daha derinlere inmeye, maviler taşıran fotoğraflarla yüreğinize Midilli'yi düşürmeye! 

Öncelikle en baştan söyleyelim, aşina olanların bildiği üzere, ben bir gezi yazısı yazarı değilim. Ben kendimce "gezi günlüğü" yazıyorum. Kendi gezip keşfettiğim yerleri, öğrendiklerimi, şaşırdıklarımı ve yararlı olduğunu sandığım bol lokal bilgi paylaşmaktır gayem. Yunan kültürünün ziyadesiyle içinde olduğum için köylerdeki halkla, dedeler ninelerle, hepi topu 10 hane olan köydeki kahvede oturan bir babayla, garson çocukla, esnafla konuşa sora yaptığım tüm muhabbetleri burada anlatmaktır. Ha, bir de, en meşhur amacım, sizlere de bir yerde neler hissettiğimi geçirebilmek... Midilli serisinin sonunda Midilli'ye gitmek için can atacaksınız dilerim. Haydi başlayalım!

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Pratik, Tam Ayarında Ev Lımonatası

Çat bam hazırlanan, özellikle yaz aylarına müthiş yakışan bir ev limonatası yapalım mı çocuklar? 

Hani bazı tarifler vardır; limonata gibi, omlet gibi, hem çok kolay hem tam tutturunca pek güzel olan. Bir kenara not alıp saklamak istediklerimizden... Heh, bu onun limonata tarifi işte. :) 
 
Hem tarifi vereyim, hem biraz "limonata sohbeti" yapalım. (Bundan güzel blog adı olurmuş :p) Öncelikle limonata tarifleri bence ikiye ayrılıyor: Limonlu tarifler ve limon + portakal içeren tarifler. Ben portakallıyı denemedim ve oldum olası şimdi yazacağım tarifi yaparım. Bu tarif o kadar benim "limonata anlayışıma" uyuyor ki, portakalı hiç katmak istemedim doğrusu bu güne dek. Lakin denenebilir bir gün elbet. Gelelim bizim tarife...

Malzemelerimiz: 1 bardak şeker, 1 litre civarı soğuk su ve 5 limon.

Elbette limonunuzun büyüklüğüne veya ekşiliğine göre değişebilir tat; lakin bu tarifin "olmamış bu ya" tadında sekmesi cidden çok zor. Bir deneyin bakın anlayacaksınız beni sayın okurcuğum. :) Bu klasik limonata ölçüsü bende hep.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Fırında Sebze Kebabı

Bugün işten eve gelirken fırında sebze kebabını yazayım gidince dedim ve her zaman olduğu gibi aklımda yazmaya başladım. Aklımdaki yollar beni devamlı "çok kolay, bak mutlaka deneyin çünkü böyle kolay bişey olamaz" falan gibi cümlelere çıkarıyordu. Sonra, son zamanlarda yemek bloğuna dönüşmüş Melerence'de yazdığım her tarife "bak valla çok kolay" vurgusu yapmaktan vazgeçmem gerektiğine kanaat getirdim. Yapınca - e yemek mis gibi olunca, haliyle çok kolay geliyor. Bu yüzden kendimi bir defa daha zaptetmeyerek, aşırı kolay ve leziz bir şey bu! diyeceğim. Nolur bir kere deneyin bak valla çok kolay! :) Aslında mevzu kolaylığından ziyade; bu kadar kolay hazırlanan bir yemeğin böylesi lezzetli olması ve benim bun her defasında şaşırmaya devam ediyor olmam. Neyse. Haydin gelin tarife gidelim. 

Bence dünyanın yapması en mutlu edici yemeklerinden biri bu. Hem pratik, hem adeta baharatların dansına ev sahipliği yapıyor, hem de leziz mi leziz. Fırın tadını alan, baharatları ve zeytinyağıyla mis gibi harman olan rengarenk sebzelere ihtiyacımız var bunun için.

Malzemeler

Malzemeler için bir sayı vermeyeyim, zira tamamen zevkinize kalmış. Örneğin ben orta boy bir soğanı tat vermesi için ekledim sadece. Bunun yanında Hollanda'da sıkça aldığım dişleri olmayan bir bütün sarımsakı ekledim ki çoook yakışıyor. Onun dışında domates, patlıcan, kabak, mantar, biberler, havuç ve bence bolca koyabileceğiniz patates. Patatesin o nişastalı tadı sebzelerin tadını çok güzel kırıyor ve yemek daha leziz hale geliyor. 

Şu görüntüye, renklere bakın. :)


12 Temmuz 2017 Çarşamba

Yunan Mutfağı: Feta Saganaki Tarifi

Oturmuşsunuz bir akşam üstü Selanik'te; sırtınızda batan güneş, yüzünüzde ılıktan bir deniz rüzgarı... Akşam oldukça uyanmaya başlayan şehrin tıkırtıları her yanda, bir şeyler yiyeyim dediniz, geçtiniz bir tavernaya.

O tavernada, özellikle benim gibi peynir aşığıysanız, mutlaka sipariş etmeniz gereken lezzetlerden biri de feta saganaki. Aslında saganaki bir pişirme biçimi diyebiliriz; kelime Arapça'dan Türkçe'ye, Türkçe'deki "sahan" kelimesinden de Yunanca'ya geçmiş. İster peynir versiyonu olan feta saganaki yiyin, ister karides saganaki... Bugün sizlerle bu inanılmaz kolay ama inanılmaz da lezzetli feta saganakinin tarifini paylaşacağım. 

İddia ediyorum, bu kadar kısa sürede ve kolayca hazırlanan bir şey nasıl bu kadar lezzetli olur, şaşırıp kalacaksınız. :)

11 Temmuz 2017 Salı

Midilli Adası Için Önemli Tavsiyeler

Ilık bir deniz rüzgarının sokaklarda dolaştığı, masmavi bir Midilli akşamında yazmaya başladığım bu yazıdan herkese merhaba...

Yaklaşık bir hafta boyunca Ada'nın hemen her köşesine gitmeye gayret ettim ve birbirinden değişik yerlerle, tatlarla, insanlarla, köylerle tanıştım. Doğrusu bu kadar dolu dolu bir keşif beklemiyordum; o kadar çok şey öğrendim ki, paylaşmak için ciddi anlamda sabırsızlanıyorum. 

Öncelikle Midilli Adası'nın Yunanca'daki ismi aslında Lesvos (Λέσβος). Kelimeyi telaffuz ederken "lezvos" olarak çıkmalı ağızdan. Midilli (Μυτιλήνη) dediğimiz bölge ise yalnızca adanın merkezine, hani şu Ayvalık'tan gemiyle geçtiğinizde indiğiniz limanın olduğu bölgeye verilen genel isim. Bu yüzden Lesvos'a gelip, Midilli'de adayla tanışıyorsunuz aslında.

Öncelikle, ben adaya gelmeden önce rota konusunda kafam çok karışıktı. Bu yüzden yazacağım Midilli yazılarında süreleriyle beraber rotamı da sizlerle paylaşmak istiyorum ki benim gibi kafası karışık olanlar bir fikir alsın. Bunun dışında 3 farklı bölgede konakladım ve bol bol köy, liman keşfetmeye çalıştım. Her ne kadar adanın 45 derece civarı sıcağından biraz kavrulmuş bulunup baya baya sağlık sorunu yaşasam da, aklımdaki rotayı hemen hemen tamamladım sayılır. 

9 Temmuz 2017 Pazar

Yunan Mutfağı: Tirokafteri Mezesi (Video Anlatım Ile)

Kalispera!

Bugün çok kolay ve meşhur bir Yunan mezesiyle geldim. Üstelik sürprizli. :) Zira sayfanın en altına giderseniz tarifi bir de videoya çektik, onu da izleyebilirsiniz. Mezemiz çok kolay ve lezzetli, kullanacağımız malzeme de az ve kolay bulunur cinsten. Ayrıca belirtmek gerekiyor ki, normalde tirokafterinin en en geleneksel yolu acı taze biberle yapılandır. Fakat bu versiyon da, hem evlerde hem tavernalarda sıkça uygulanan, bir nevi pratik tirokafteri versiyonu.

Malzemeler

200 gr feta peyniri 
(veya sert bir beyaz peynir)

1 çay kaşığı sirke

Kırmızı pul biber 
(ben bukovo koydum)

Bolca zeytinyağı

7 Temmuz 2017 Cuma

Yunanistan Alışverişim 2017

Kalimeeraaa! :)

Birkaç gündür Midilli Adası'nı keşifteydik. Ardından kısa bir Atina yapıp Hollanda'ya döndük. Doğrusu dünyanın en güzel yerinde de kalsanız insanın evi gibisi hakikaten yok; lakin elbette özellikle Midilli'de bir küçük cenneti yaşadım ve dünya güzeli fotoğraflarla yazmak için sabırsızlanıyorum. Midilli serisine başlamadan önce ise, bu yıl Yunanistan'dan neler aldığımı yazmak istedim kısaca. Birkaç yıl önce de böyle bir post yazmıştım fakat bu yılki yazı biraz daha olgunlaşmış ve lokal olacaktır tahminim. Bazılarının fişi, fiyatları elimde, hatırladıkça onları da yazacağım fikir olması için. Hem de kafası karışık Yunanistan gezginlerine ilham olur belki. :)

Dağ kekiği...
Bir numaralı Yunanistan ganimetim. Selanik'in Kapani çarşısında genelde büyükçe bir dalı 2 Euro'ya alabilirsiniz; bir de nasıl bereketli çıktıysa çok uzun süre kullandım son aldığımı. Doğalarımız benzer ama ne varsa artık; mükemmel bir koku, mükemmel bir armağan ve 1 numaralı alınacak şey benim için. Ben bu kekiği Midilli'nin Agiasos köyünden 5 Euro'ya aldım, normalde bir demeti 1 Euro idi. Bir de evinize gelince önünüze gazeteyi serip kekik ufalama seansı yaptınız mı, mis. :)

25 Haziran 2017 Pazar

Tek Malzeme ile Çeşnili Tereyağı Yapımı

Uzun zamandır çeşnili, taze otlar eklenmiş, baharatlarla hafifçe renk almış tereyağı sunumlarını görüp pek beğeniyorum.

Bence tereyağı da kekikli ekmek, zeytinli açma, portakallı dondurma gibi insana enerjisiyle bile mutluluk veren bir şey. Sıcacık bir ekmeğe sürülen ev yapımı bir tereyağı mesela; sadece bir "yemekten" daha fazlası oluyor tadı ve hissettirdikleriyle. Bu nedenle sadece tek bir malzemeyle evde tereyağı yapabilir ve dilediğiniz malzemeyle çeşnilendirebilir, istediğiniz biçimde güzel sunumlarla samimi sofralarınıza ayrı bir güzellik katabilirsiniz. Bugün bunu yapacağız işte.

Gereken tek malzeme, yemeklerde kullandığımız bir paket krema.

Ve ne baharat, çeşni isterseniz o. Bir fikri olmayanlar için aşağıda sıkça tercih edilen birkaç çeşniyi ve benim tercih ettiğim versiyonunu paylaşacağım naçizane.


18 Haziran 2017 Pazar

Ev Yapımı Quattro Formaggi Pizza

Birkaç ay önce şurada yazdığım gibi, İtalya'nın Pescara isimli sahil şehrinde tanışıp favori pizzam olmuştu quattro formaggi; ismi çok eksantrik dursa da, manası baya "4 peynirli pizza" aslında. İşte efendim, birkaç zamandır aklımda olan evde quatro formaggi pizza denemesini bugün gerçekleştirdim; şaahsen bence baya güzel olunca da paylaşmak istedim. :) 

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; bunlar hiç de zor tarifler değil. Mayalı hamurlar, pizzalar, ekmekler, pastane simitleri - poğaçaları yapmak gayet kolay. Sadece biraz el alışması, biraz da doğru ölçüler istiyor o kadar. Bu pizza da bence müthiş kolay ve yine her yiyenin tarif soracağı bir lezzet.

Ev Yapımı, Domatesli Pizza Sosu (Melerence Tarifi)

Selamlar!

Bu ara mayalı tariflerle aşk yaşadığım için, yine sizlere bir yemek tarifi ile geldim. Bugün pofuduk, çok kolay bir pizza yaptım; ama sosunu kolaya kaçmadan ayrıca hazırladığım için bu iki tarifi ayrı ayrı yazmak istedim. 

Her ne kadar benzer pizza sosları görseniz de, bu naçizane kendi tarifim. Hani miktarları, sırası, stiliyle, deneye yanıla bulduğum bir tarif. Bu yazının ardından da pizza tarifini yayınlayacağım, o nedenle bir an önce başlayalım. :)

Malzemeler

2 orta boy domates
2 dolu çorba kaşığı salça
1 büyük diş sarımsak
3-4 yaprak taze fesleğen
2-3 çorba kaşığı zeytinyağı

Baharatlar
 
Tuz
Bol kekik
Kırmızı biber
Karabiber

16 Haziran 2017 Cuma

Amsterdam'ın Meşhur Krepçisi: De Carrousel

Malum, Hollandalıların bir 'mutfağı' yok sayılır. Genelde patates başta olmak üzere ne bulsalar ya ezip ya kızartıp yerler desek yeri. Lakin bu demek değil ki buralarda lezzetli şeyler yiyemezsiniz; mesela pancake, yani krep konusunda oldukça başarılılar. (Bu arada, pannenkoek yazıp "panıkuuk" okursanız, Hollandaca krep demiş bulunursunuz.)

Çok önce tam şurada bahsetmiştim mesela, poffertjes isimli minik krepleri adeta dünyaca ünlüdür. İşte efendim, buradan doğru Hollanda sınırları içerisinde çok başarılı krepçiler bulmanız mümkün. Evet, burada "krepçi" diye bir şey var dolayısıyla. Bunlardan en meşhurlarından birini, Amsterdam'ın gözde mekanı De Carrousel'i anlatacağım bugün.

De Carrousel, meşhur Heineken Experience binasının hemen yanı başında, çimenler üzerinde kendine has yapısıyla geçerken mutlaka dikkatinizi çekecek bir yer. 

 

10 Haziran 2017 Cumartesi

Tam Tutan, Müthiş Pastane Poğaçası

Başlığın en çok bu kadar mütevazılaştırabildim vallahi. :) Zira son zamanların en efsane tarifini buldum, iki kez deneyip her defasında mis gibi tutunca hemmen yazmak istedim.

Mutfak olaylarını çok seviyorum; yemek yapmak hakikaten terapi gibi geliyor bana, özellikle fırın dahil oluyorsa işe. Lakin hamur işlerinde falan hiç öyle iddiam yoktur, denerim arada hani. Amaaaa bu tarifi yaptığımda adeta "Oha bunu ben yapmış olamam!" diye gözlerim parladı. O kadar iyi bir poğaça çıkıyor ortaya, deneyin görün efendim. :) O zaman başlayalım hemen, adım adım neler yapmışız. 

Aslında bir gün önce ilk kez bu tarifi yapıp çok beğendim. Ama bu kadar iyi olacağını hayal etmediğim için biraz çabuk çabuk yaptım diyebilirim, hani yoğurmasının üzerine falan çok düşmeden hazırlayıp attım fırına. Sonucu beğendiğim için hem tekrar denemek hem de daha özenle yapıp fotoğraflamak istedim yazmak üzere. Hava da güzel olunca, açtım kapıları kuruldum köşeme...

8 Haziran 2017 Perşembe

Bahçenin Ilk Mahsulu

İstanbul'da olduğum yıllar boyunca en büyük özlemlerimden biriydi bahçe. Ufak bir alan da olsa, elimin altında bir parça toprak olsun - tohumdan bir şeyler ekeyim, ilgileneyim, ürün verdiklerini göreyim. Ne mutlu ki bu dileğim naçizane gerçekleşti bu aralar.

Evin ufak bir bahçesi var. Kış başlarken yabani otlardan iyice arındırmıştık. Ardından baharla beraber toprakla ilgilenerek bir sürü şey ektik; turp, havuç, çok sevdiğimiz ayçiçeği, kekik... Toprak yetmedi saksılarca, yoğurt kaplarınca ektik. Bir de komşunun güzel gülleri bize misafir olunca... 


Hollanda'da klasik bir turp cinsi var; böyle minik minik, demet şeklinde satıyorlar. O bitkinin tohumundan ekmiştik işte. Çıkacağı, toprakta belireceği günü merakla bekledim. Ve geldi sonunda... Olağanüstü bir mutluluk, resmen sihirli bir olay! Klasik ama, gerçekten toprağa kuru bir tohum atıyorsunuz, size meyve sebze çıkarıyor! İnsanın ruhunu müthiş besleyen bir şey...


Oysa pek de bir şeye benzemeyen, kupkuru, minicik bir tohum atmıştık sadece bu toprağa... Mucize arayan bir şeyler ekip izlesin yeter.



Bir diğer güzel yanı da "gözlerinizin önünde yoktan var edilmiş" ürünlerinizi masanızda görmek oluyor elbette. Turpun tadı da pek güzel, pek hakikiydi. Bir part daha var şimdi, onlar biraz ufak diye toplamadım henüz. Bir haftaya kalmaz onları da toplar, salataları şenlendiririm herhalde.

 

Ve yine burayla ilgili en çok sevdiğim şeylerden biri, doğasının çok canlı olması. Pek yakında güzeller güzeli bir kelebek olacak bu arkadaş her gün civar yapraklarda dolaşıyor, bana da izleyip sohbet etmesi kalıyor. Bulunduğu bitkinin yapraklarını kıtır kıtır yiyor her gün, yesin de kelebek olsun. :)


Geçenlerde bahsetmiştim galiba, bir de bahçeye bir zeytin ağacı aldım. İtalya'dan getirmişler büyük bir markete, çok mutlu ediyor beni. Büyükçe bir saksıya taşıdık, kışın salonda bakacağım bebek misali. :) Buraların kışı dondurmasın yavrucuğumu. Zeytin verir mi? Beklentim yok, lakin yapraklarının şekli şemali yeter.

Ara ara bahçeden haberlerle, ürünlerle görüşmek üzere diyelim.

Çok geç olmadan basacak bir toprak bulun; toprak olmayan yerden kendinizi kurtarın, göze alın, feda edin, ama o toprağı bulun... Selamlar.

*

3 Haziran 2017 Cumartesi

Hint Mutfağı'ndan: Masharoom Masala

Bu aralar müthiş mutlu olma sebeplerimden biri; aslına uygun, kolay malzemelerle yapılan, damak tadımıza uyacak bir Hint yemeği keşfetmiş olmam. Böyle farklı kültürlerden yemekleri çok seviyorum; ama asıl hoşuma giden daha önce aklıma gelmemiş - kültürümüzde yer almayan bir malzeme kombinasyonu - pişirme şekli, fikir, tarz bulup çok hoşuma gitmesi durumu. Hazine bulmuş gibi oluyorum vallahi!

İşte efendim, masharoom masala da, özüne uygun - hemen her evde bulunabilecek malzemelerle kısa sürede hazırlayabileceğiniz, bol baharatlı, birkaç ipucu ile direkt Hindistan rüzgarı estiren bir yemek evde. Birkaç kez yapıp bayıla bayıla yedikten sonra geldi sıra paylaşmaya. :)

Öncelikle masharoom İngilizce'yi andırsa da Hint dilinde "mantar" demek, ki kendisi yemeğimizin başrolü olur. Masala ise "baharat" anlamına geliyor, bir nevi "baharatlı mantar yemeği" yani. Gelelim pek kolay ve sürprizli tarifimize.

2 Haziran 2017 Cuma

Insanlar, insanlar...

Bu bloğu açtığımda yazıp rahatlayabilceğim, yazdıklarımı arşivleyebileceğim, bir de öğrenip gördüklerimle birilerine yardımcı olabileceğim düşünceleri vardı içimde. Sonra işler biraz kendini aştı.

Sağolsunlar zaman zaman bloğu okuyanlar yorumlar bırakıyor, bir şeyler soruyor veya bildiğini paylaşıyor. Bu o kadaaar güzel bir şey ki. O kadar çok oldu ki işten çıkmış yorgun argın eve doğru sürünüp giderken bir yorum okuyup "Allah'ım ne tatlış insanlar var yaa" diye kocaman gülümseyip seke seke gittiğim. 

Veya biri yorum yazdığında veya mail gönderdiğinde "bütün yazılarını okudum, şu an 2014'teyim" vesaire dediğinde o verdiği zaman o kadar kıymetli ki. Gözüm falan doluyor böyle. Çünkü ben burada tek bir konu üzerine karalamıyorum. Hollanda ve Yunanistan ile ilgili postlar bol doğrudur; lakin en duygusal anımda da girip buraya yazıyorum - en dolduğum anda da, kimilerinin müthiş arabesk bulabileceği konular yazdığımda da. Ama işte her insan aynı şeyi anlamıyor.

30 Mayıs 2017 Salı

Küçük Bir İstanbul Günlüğü

Kısacık bir İstanbul'a gittim. Kendime sonradan okuyup mutlu olacağım birkaç not bırakmak istedim.

Aileme diğer hafta geleceğimi söyleyip sürpriz yaptım ama biraz yapmaz olaydım gibi oldu. :)) Zira uçağın iniş saatini trafik bitmiş olur diye akşam seçtim lakin + cuma olunca bir vapura binmediğim kaldı eve varmak için. Ama olsun, sonunda yaptım sürprizimi, birkaç güncük de olsa anneme biraz daha doydum, ruhsal şarjımı doldurdum geldim. Bir de tabii canım kızlarımı gördüm...

Önce Busem'le Büyükçekmece'ye gittik. Benim okuduğum lise ve eski oturduğumuz iki ev buralara yakın olduğu için bende hatırası vardır. Ayrıca sahilini, havasını çok beğeniyorum - başka ülkede olsa dibimiz düşerdi gibi gelir hep. Neyse efendim, aşırı mutlu olduğum bir kahvaltı ve sohbet seansı sonrası Aysu da katıldı.


23 Mayıs 2017 Salı

Hollanda Günlükleri - 13

8 ay bitiyor.
İş yerinde 4. ayıma girdim.
Hollandaca'yı iyiden iyiye anlamaya başladım. Lakin iş temposuna biraz daha alışıp ev konusunu halledince daha ciddi ilgilenme niyetindeyim. 

8. ayın sonunda özetim böyledir. İyi ki bu günlükleri yazıyorum kendime; tüm değişimi, gelişimi, hisleri not etmek ve bazen geri dönüp okumak değerli bir şey. Gelelim akılda kalanlara.

Hollanda'da Bagels & Beans'i pek seviyorum. Burada olduğu gibi hemen hemen tüm ülkede farklı farklı, aromatik, yüzlerce farklı kültürden çay bulmak meşhur bir durum. Hayatın, dışarıda yiyip içmenin bir parçası. Ben de tabii mis kokulu çaylardan birini deniyorum her seferinde. Genelde Uzak Doğu'a dair çok tat var.


17 Mayıs 2017 Çarşamba

Girit: Thalassografia Restoran, Rethymno

Bugün size canım Girit'te, mis gibi Akdeniz'e karşı oturup leziz Girit yemekleri tattığım ve ziyadesiyle kalbimde yer etmiş bir mekandan bahsetmek, naçizane tavsiye etmek istiyorum. 

Öncelikle Giritliler arasında da oldukça revaçta olan bu mekanın ismi Thalassografia (Θαλασσογραφία). Türkçe'de "Resmo" olarak anılan Rethymno şehrinin belki de en güzel noktalarından birinde yer alıyor. Rethymno'nun tepesinde yer alan, Venediklilerin 16. yüzyılda inşa ettikleri, 1646 yılında Osmanlılara geçen Fortezza Kalesi'nin hemen yanında. Dolayısıyla önce bu üst şehirde gezinip sonra Thalassografia'da buz gibi bir Yunan birası içmek şahane fikir diyorum.

Şehrin tepesindeki kaleye yürüyerek çıkıyoruz. Aslında kalenin etrafına 20. yüzyılın başlarında ev yapılmaya başlanmış; ama bugün samimi bir uyum içinde, çok tatlı bir mahalle içinden geçerek yürüyorsunuz kaleye. Hafif yokuşlu bir yola da hazır olmalı haliyle.


7 Mayıs 2017 Pazar

Türk Aşçısı ile Brasserie De Wildhoeve, Hollanda

Özen'i Hollanda'da, tesadüfler zinciri sonucunda tanıdım. 

Mutfak Sanatları Akademisi'nde aşçılık eğitimi aldıktan ve bir süre İstanbul'da çalıştıktan sonra aşk getirmiş onu Hollanda'ya; yakışıklı bir oğlun, Kaplan'ın içi dışı bir annesi, Tim'in eşi. Benim de "Hollanda'da benden biri var" diyebilmemin bir sebebi.

Önce Amsterdam'da, üç Michelin yıldızlı De Leest'te çalışmış. Şimdi ise Hollanda'nın ünlü kamp alanı De Wildhoeve'nın restoranı olan Brasserie de Wildhoeve'nin mutfağında. İşine acayip bağlı, resmen başarı hikayesi yazıyor. Bizim de bugün yolumuz Özen'in restoranının yakınlarına düşünce, bir ziyaret edelim kendisini, güzel yemeklerini tadalım dedik. Üstelik menüde bizden bazı sürprizler de var! Ama önce, özellikle kampseverler için hızlı bir bakalım De Wildhoeve kamp alanı nasıl bir yermiş...


Öncelikle Hollanda'da yemyeşil, kocaman bir alan düşünün. İçi karavanlar, çadırlar dolu; özellikle yazın millet çoluğunu çocuğunu alıyor, berleşiyor bir köşeye, animasyonlar, parklar, havuz, etkinlikler, müthiş huzurlu bir yer.


4 Mayıs 2017 Perşembe

Notlar, 04.05.17

Çay tiryakisi derler ya, işte o benim. Sallama çay içmek psikolojik olarak beni yıpratır. Gel gör ki son zamanlarda koşturmalardan dolayı içtiğim çok oluyor; o yüzden bu akşam pencerenin yanındaki koltuğa yerleştim, çayımı efendi efendi demledim. Birkaç mum yandı, Fuat Saka şarkıya başladı.

Geçen sene tam da bugün, Ganita'da çok fena bir yağmur başladı.


Kimileri erirler sanıp içeri kaçtı, kimileri kıyıya daha da yanaştı. 


Yaşamda yine egolar konuştu. Su içerken yanlış yutkundun diye 10 saniyede ölebileceğin bir dünyada, yine herkes sustu - bir egolar konuştu. İtiraf geliyor; hayatı betimlemek için erken davranmışım. Öyle değiştim ki. Hislerim, dünyayı görüşüm öyle değişiyor ki her bir gün. 20 yaşından itibaren herkes usul usul (kimileri süratle) kafayı yemeye başlıyor hayatta bir defa, kaçın kurtarın kendinizi valla. Kimseye sırt yaslamayın, yalnız olduğunuz - yalnız olacağınız gerçeğini geçici örtülerle sarıp saklamayın. Sevdiklerinize kendi alanınızı korumak için, ufak sevimli yalanlar söyledikçe veya asıl sizi sakladıkça daha da yalnızlaşıp kendinizle başbaşa kaldığınız bir dünyada, en çok da kalabalık içinde yalnız olanların işi zor. Ben yalnızlık içinde efendi efendi yalnızım mesela, gurur sebebidir kusura bakmayın.

*

Geçen akşam koltukta uyuyakalmışım. Ne zamandır düşünüyorum, belki yorgunluktan hatırlamıyorum ama ben adeta aylardır rüya görmüyorum. İşte o koltukta uyuyakaldığım gün bir rüya gördüm; ertesi gün tatildi normalde ama rüyamda işe gitmişim. Ofiste bugün tatildi ben niye geldim diye ağlıyorum, kulaklığımı unutmuşum üzülüyorum gene ağlıyorum. Uyanınca dedim ulan kaç aydır rüya görmüyorum, göre göre bunu mu gördük. 

Sonra birkaç saat sonra, o gece gittim uyudum normal. Ve anneannemi gördüm rüyamda. Uyandığımda nasıl hissettiğimi anlatacak kelime yok, hiç uğraşmayayım. Ben hiç öyle garip gurup rüyalar görmem, gayet düz bir insanımdır. Ama gördüğüm rüya o kadar işaretlerle dolu, o kadar maneviyat yüklü bir rüyaydı ki, uyan işin yoksa gene ağla şimdi. Anneme anlattım, dedim hüzünlü kısımlarını sansürleyerek dedeme anlat da sevinir belki. Anlatmış, sonra dedem beni aratmış, telefonda diyor ki "Melis anneanneni rüyanda görmüşsün, gene anlatsana bir nasıldı??". Bir de ona gene ağla. Fotoğraf bul ağla, anneanneden kalan bir laf gelsin ağzına gene ağla. İnanmak hala çok zor, çok sancılı. Allah genç yaşta aniden sevdiklerini kaybedenlere on katı sabır versin.

*

Sınırları hiç sevmiyorum. Ben istediğimi yaparım arkadaş. Elbet var sorumluluklarımız, her istediğini kimse yapmıyor -yapamamak başka, yapmamayı seçmek başka- ama kalıplara girmeyi, isimlendirmeyi, başkasına bağlı olmayı sevmiyorum. Başkasından izin almaktan nefret ediyorum, ki bir ömür babamla bu kadar benzememize rağmen 20 yaşıma kadar aralıksız süren kavgalarımızın tek sebebidir. İnsanın doğasına direkt aykırı bir sıfat, "bağlı" olmak. Tek geldin tek gideceksin, bu kadar basit bir matematiği var. Etrafımda çok insan oldumu müthiş bunalıyorum, iş yerinde falan yemeklerimi yalnız yiyorum, büyük ihtimalle asosyal psikopat olarak görünüyorumdur ama onlar fazla sosyal bence, bir ara bahsetmiştik. Benim karakterime, yani o değiştiremeyeceğim öz karakterime, psikolojik ihtiyaçlarıma saygı duymayan, yargılayan insanlara karşı tahammülüm çok düşük artık. Görüyorsun işte, koşuşturmalar, stresler, ölümler, parça parça alıp götürüyor canımızdan. Bir de üstüne kendinden habersiz insanoğluna mı tahammül edeceksin? Varsa o kadar halin, boş zamanın, et valla. Benim yok.

*

Anne babanız, eşiniz, sevgiliniz, çocuğunuz, artık kime değer veriyorsanız. Alın karşınıza konuşun. Bakın bu çok önemli bir şey...  

İki şeyi ciddi biçimde konuşun: 

1. Aniden ölürsem neler istiyorum, ne bekliyorum?

2. Aniden ölürsen sen neler istiyorsun, ne bekliyorsun? 

Aşın duygusal sınırlarınızı ciddi ciddi konuşun. Allah gecinden versin ama sonradan çok üzülürsünüz. Bu konuyu açtığım insanlar önce bir geri tepiyor devamlı; sadece babam tepmez, o da benim gibi manyak olduğu için. En büyük tabumuz ölüm, ama en kesin gerçeklik aynı zamanda. Sorun ve anlatın, nereye gömülmek istiyorum, kişisel eşyaları ne yapalım, cenaze istiyor musun, verecek öğütün var mı, ne bileyim her şeyi sorun. Geçmişle, anılarla, içinizde kalan bir şeyle ilgili soracağınız varsa sorun, hesapları kapatın. Ölüm gelmeden önce ölümü düşünme akıllılığını yapın. Gelince öyle bir çarpıyor ki yüzünüze dünya kaç bucakmış anlıyorsunuz.

*

Ölüm demişken, geçen gün annemle anneannem için konuşuyorduk. İçimizde kalanları, mutlulukları, hisleri... Bu ara yine Osho'dan güzel bir kitap okuyorum, orada ölümle ilgili bir şey vardı, çok hoşuma gitmişti, onu söyledim anneme de hüzün için güldük baya. 

"Ölümden korkuyorum diyen aslında ölümden değil zamanın bitmesinden korkuyor. Ölümden korkamazsın, çünkü ne olduğunu bilmiyorsun! Ne olduğunu bilmediğin bir şeyden nasıl korkabilirsin? Ölüm, yaşamdan çok daha iyi bir şey olabilir."

Bu son cümle üzerine güldük baya. Düşünsene dedim, yaşam dediğin şey güzellikleri yanında türlü şey için strese girerek, zorluklarla geçiyor. Çok mutlu da olsan stres farklı şeyler için devamlı seninle. Belki de ölüm, ölümden sonra yaşanacak bir şey varsa - işte o şey, hayattan açık ara daha iyidir. Belki anneannem şu an bize üzülüyordur, "Vah yavrularım, hala ölemediler yazık." diye. 

Olur mu? Olur!

*


30 Nisan 2017 Pazar

Portakallı - Naneli Ev Dondurması (Melerence Tarifi)

Bugün hava öyle güzeldi, öyle sıcacık bir güneş vardı ki, ev dondurması yapmak düştü aklıma. Evde ekmek ve dondurma yapmak enteresan biçimde mutlu ediyor beni, terapi gibi bir şey. Yemek yapmayı zaten çok seviyorum ama bu ikisi başka bir boyut bence; yaptıktan sonra yemesi, hatta bakması bile insanı ayrı mutlu ediyor. İşte sayın okur, tam da bu yüzden sizinle bu mutluluğu paylaşmak istedim blogda. Vallahi bu şahsen benim tarifim ama benzerlerini yapanlar da olabilir tabii. Bu tarifte ben süzme yoğurt gibi bir kıvamı olduğu için Greek yoğurt kullanıyorum; lakin asıl mevzu yoğurdun suyunu süzmek. o yüzden siz dilediğiniz yoğurdu kullanabilirsiniz, sadece süzme yoğurdun tadı ekşitmesin diye deneme yapabilirsiniz önce. Bakalım neler yapmışız...

Malzemeler

20 Nisan 2017 Perşembe

Peynirli Pilav Topları (Melerence Tarifi)

Geçenlerde iş yerinin restoranında "enteresan bir öğün" çıkardılar, ki daha sonra fotoğraflarla paylaşma niyetindeyim. Aralarından biri ise risotto balls idi, bir nevi pirinç topları. Buradan doğru aklıma bir tarif fikri geldi, yapınca da çok sevdik. Özellikle yemeklerde pilav yapacaklara farklı bir sunum ve tat alternatifi olur diye paylaşmak istedim.

Öncelikle tarife, hafif lapa bir pilav yaparak başlıyoruz. Normalde çok az sıvı yağ da kullandığım pilavı, bu tarifte sadece dolu bir çorba kaşığı tereyağı ile yapıyorum. Bir de yarım sebze bulyonu ekliyorum, pek yakışıyor.

18 Nisan 2017 Salı

"Mutlu Olmanın" 5 Kolay Yolu

Her ne kadar başlık zorlama haber sitesi içeriği gibi de dursa, vallahi gerçek. :) 

Son zamanlarda -derleyip toplayıp mutlaka yazmak istiyorum- beyin ve işlevleri, beynin çalışma prensipleri ve insan psikolojisine dair kaynaklara pek sardım. O kadar inanılmaz şeyler öğreniyorum ki, milyonlarca insanın bunları hiç keşfetmeden yaşayıp ölmesi hakikaten çok üzücü. Düşününce kendimi pozitif bir insan olarak tanımlayabilirim kolayca, beni tanıyanlar da hep bunu söyler. Çoğu zaman enerjim yüksektir, gamsızlığa doğru giden yolda emin adımlarla ilerlemekteyim. İşte bu özelliğim okuyup, izleyip, öğrendiklerimle birleşince bazı yolların gerçekten "işe yaradığını" görüyorum.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Anneannem

Bu yazıyı kendim için yazıyorum, dileyenler okuyabilir.

Hayatımda ilk kez defalarca yazıp sildim bir yazıyı. Söylenecek çok fazla şey yok sanırım. Anneannemi kaybettim.

Beynimin içi yanıyor şu an. Kelime seçecek, o kelimeyi kimin nasıl anlayacağını önemseyecek halde değilim. Sadece şu hayatımda ilk kez çok yakın birini kaybettiğim birkaç günde anladım ki, gerçekten olan kalana oluyor. Anneannem bize kalırsa güzel bir hayat yaşadı, daha önce dedemle olan hikayesini yazmıştım buraya... Yıllardır hayatında olan şeker hastalığıyla organları çalışmaz oldu artık, kendi yolculuğunu tamamladı. 

Hepimizin en çok içini yakan şey, "beraber ölecektik, söz vermiştik" diye ağlattığın 80 küsur yaşındaki eşin, dedem belki. O yaşta insanın hiçbir şey diyemeden, sırf defalarca "ölmüş" deyip ağlamasını ben duydum, inşallah siz hiç duymayın. Benim anneannem abime de bana da en güzel çocukluk yıllarımızı verdi. Fotoğraflarımız ufacık kanıtıdır daima. Abimle düşündük, bir tane bile kötü anımız yok anneannemle. Güzelliklerini verdi bize gitti.


Her daim masalarında çiçek bulduran, ince ruhlu, güzel gülüşlü Nermin Hanım. El işi dersi için benimle birlikte boyadığın çiçekler 15 yıl durdu salonunda. Her doğum günüm için ellerinle yaptın pastalarımı. Tam anlamıyla, "Allah senden razı olsun", her neredeysen.


Bir de gençliğiniz var tabii, nasıl özendiğim belli değil! O yıllarda böylesi güzel bir aile, o zaman bile masada çiçek şuna bak... Ortada annem, fotoğrafsız bırakmazsınız ki hiç, canlarım. Söz sana, dedemin tüm makineleri, tablolarınız, Foto Ressam Orhan tabelası, karakalem alet edevatlarınız, hepsi bana emanet.

 
 Hayat nasıl yaşanır, eşinle nasıl bir çift olmalı, o eski zamanlardan siz öğrettiniz bana. Ereğli'de kar yağdı mı, evin perdeleri açılır sonuna kadar. Ya çay eşliğinde pencere kenarına, ya da böyle alıp tabloya devam etmeye. Bunca jenerasyon farklılığı olan insandan yaşamayı öğreniyorsam, senin güzelliğinden.


Güller sarmış arka bahçenizde, efsane köpeğimiz Şans ile. Bir altta görünen gencecik halinle, sol omzuna konmuş beyaz güvercin ise zaten gönül güzelliğini erkenden belli etmiş senin. Geçen yaz yaşına, rahatsızlıklarına aldırmadan sırf benim için Selanik'e kadar gelmen, her endişeyle nasılsın diye sorduğumda korkmayalım diye "çok iyiyim" diye cevap verişin, naifliğin, güzelliğin, adının anlamı gibi narinliğin. Narinliğin! Gençlik eşeklik işte, aramıyorduk çok sık. Yine de bir kez sitem etmemen, aynı mutlulukla araman, kapatırken meşhur öpücük sesin "cup cup" yapmak senden kalan en güzel şeylerden canımın içi.


Ereğli artık çok değişti. Kendimden, çocukluğumdan bir parça bulmak zor. Eskiden daha fena kar yağardı mesela; ama artık o evin yanında karın içine gömüldüğümüz, dümdüz aşağı koşunca dedemin dükkanına ulaşabildiğim yokuş bile apartmanlarla dolu şimdi. Sizin ta o zamanların mahalle kültürünü arıyorum her yerde biliyor musun, komşularla akrabalarla "koca koca adamlar" çıkıp kar topu oynamanıza öyle özeniyorum ki. Fotoğraflarınız hep kalabalık...


İnsanlar olayı öğrendiklerinde "Kaç yaşındaydı?" diye sorup "Haa tamam." diyorlar. Aldığım baş sağlığı mesajlarından dahi küçümsediklerini anlıyorum. Öncelikle ilk ders dostlar, bunu asla yapmayın. Anneannem kendisiyle beraber çocukluğumun büyük bir parçasını, etrafına saçtığı bir sürü mutluluğu, milyonlarca anıyı alıp gitti. Zaten Ereğli'deki ev de yıkılıyor yakında, ne kaldı ki benim o en net hatırladığım çocukluk yıllarımdan? Hiçbir şey. Ne evin merdivenlerine çıkmadan dedemin yaptığı ilk yuvarlak basamak, ne bahçeye inen yokuş, ne dedemin elleriyle hazırladığı lastikten sandalyeler, kanepeden yaptığı salıncak, salıncağı otururken sallamak için duvara bağladığı turuncu oyuncak... Bahçedeki "Melis'in erik ağacı" ile kardeşim "Ali Can'ın çam ağacı"... Ne kaldı ki? Evin altındaki girmekten çok korktuğum, mutlaka birkaç farenin yaşadığına inandığım dedemin karanlık çalışma odası; tahtaları, baltaları, kendi icadı armut toplama aparatı, ah o tüm mahallede meşhur olan dutlarının altına serdiği ağlar... Bahçeyi yabani otlar sarmıştır şimdi. Zaten birkaç haftaya yıkılacak her şey... Böyle hayatı ben. Büyüyünce hayat bir nevi bitiyormuş aslında. Ölümler büyütüyormuş en çok. 

Ha, anneannemden dünyalar kaldı bana! Bir gün çocuklarım olursa, benim de onlara yapacağım patatesten civcivler kaldı mesela, yaptığı her salatayı yemeği süslemesi, domatesler laleler kondurması kaldı. Allah'a şükür önceden kaydettiğim şiirleri kaldı. Yaptığı onlarca tablo kaldı. El işi masa örtüleri kaldı. Bu noktada öyle iyi anladım ki, arkanda "bir şeyler bırakmanın" önemini... Meşhur gülüşünü attığı, şiir okuduğu, genelde balkon sefalarından sonra keyiflendiğinde yaptığı gibi şarkı söylediği o videoların bulunmasına milyon kez şükrettim. Hala açıp sonuna kadar izleyemiyorum, ama bir insanın sesini unutmak öyle kolay şeydir ki, aklınızda bulunsun... 

2014'te, hayatımız hala eskisi gibiyken... 20 yıl sonra yine aynı yerde, kreması elinden çıkma doğum günü pastamla 22. yaşım.


Bu ara devamlı anneannemin yıllardır anlattığı meşhur anıları hatırlamaya çalışıyorum. Yazmaya niyetim var, zira çok kıymetli oluyormuş o defalarca dinleyip ilk kez dinlemiş gibi yaptığın anılar. Bu yaz o kitap çıkacak anneanne, biliyorsun sen konuyu...

Şimdi sürekli bir iş yapmaya, aklımı meşgul tutmaya, düşünmemeye gayret ediyorum. Nasıl geçecek bu, nasıl dinecek hiçbir fikrim yok. Bir de senin gibi güzel bir insan gidince, diğer boş insanlardan, akrabalardan, dostlardan, git gide öfkeyle uzaklaşıyorum. Senin naifliğinden sonra o şeytanlıklar daha ağır geliyor artık. Yalnızız da, zorunlu yalnızlaşıyoruz baksana...

Yıllardır Ereğli'de olmamalarına rağmen cenazesine yüzün üstünde kişi gitmiş sağolsunlar. Öyle güzel bir insandı ki, dedemle onu sevmeyen vallahi yoktur koca beldede. Bahçenin dutlarını, incirlerini komşulara paylaştırmaktan başka bir "ekonomik" yarar sağladığı falan da yoktur kimseye, sırf gönüllerinden. Hoş sohbetlerinden, insanlıklarından. İşte bu dedik arkasından, insan gidince böyle gitmeli...

Bu fotoğrafın aksine rengarenk yaşadığın, rengarenk anıları bize bahşettiğin, her daim güleç yüzün, "antin kuntin" fikirlerin :), yaşın ne olursa olsun bize arkadaş olabildiğin her an için sana çok çok çok teşekkür ederim Nermin Hanım. Dilerim olduğun yerde çok daha iyisindir. Hayat korkunç bir bilmece, sen sonuca ulaştın. Dilerim gördüklerinden mutlusundur. Resmen yaşamlarımıza imzanı atıp da gittin, iyi olasın. Seni çok seviyorum canım benim.

 

*