17 Kasım 2017 Cuma

Mısır Gevreği ile Çıtır Tavuk

Evde kolayca yapılabilecek ve lezzetiyle şaşırtan tariflerden birini yazmak istiyorum bugün; corn flakes yani bildiğimiz sade mısır gevreği sayesinde çıtır çıtır olan bir tavuk kızartması bu. Bir de o karışım nasıl işliyorsa tavuğa, gerçekten tat inanılmaz değişip daha da lezzetli hale geliyor. Haydi gelin hemmen açıklayayım nasıl yapmalı...

Malzemeler

500-600 gram tavuk göğsü
1 büyük kase sade mısır gevreği 
2 yumurta
Tuz, Karabiber, Kırmızı biber
Ayçiçek yağı

12 Kasım 2017 Pazar

Mis Kokulu Portakallı Kek

Soğuuuk kış günlerini ısıtan, mis gibi kokusuyla insanı pek bir mutlu eden portakal ile, yumuşacık bir kek bir araya gelirse sizce de çok güzel olmaz mı? Yaptık oldu sayın okur, işte karşınızda fırından turunç kokuları yükselten mis gibi bir kek tarifi. Ultra kolay, mutluluk garantili; haydi başlayalım!

Malzemeler

3 su bardağı un
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı yoğurt
3 yumurta
1 su bardağı + 1 çorba kaşığı toz şeker
1 büyük portakal
1 paket vanilin 
1 paket kabartma tozu


10 Kasım 2017 Cuma

Cupcake Kalıbında Omlet

Kahvaltıya karşı olan zaafımdan yüzü aşkın kez bahsetmişimdir sanırım. Bilhassa pazar kahvaltıları pek önemlidir bizde. Bu yüzden özellikle pazarları klasik kahvaltı artı "bir şey" yapmaya çalışırım. Bir ekşın yani; pofuduk (veya moda deyişle "pişi") olur, soslu sosis sucuk olur, poğaça-simit alınır, enteresan bir omlet olur.

İşte bu tarz tariflerden biri olan, pek basit lakin sofraya renk katan cupcake kalıbında omletten bahsedeyim istedim bugün.

Ne lazım derseniz, dilediğiniz gibi bir omlet harcı; ben biraz yeşil biber, peynir, yumurta, dereotu, pulbiber, tuz ve karabiber kullandım bu defa. Ayrıca bir muffin/cupcake kalıbı ve biraz zeytinyağı.


9 Kasım 2017 Perşembe

"Çocukluk" Çok Şey

Uzun zamandır düşündüğüm, aklımda yazdığım bir konuyu, bugün burada yazmak istiyorum. Hem yazdıkça açılıyor zihnim, bakalım yanının son noktasına dek neler çıkacak...

Çocukken, belki de her çocuk gibi hep büyümek, özgür olmak, mümkün olduğunca az hesap vermek, kendi kararlarımdan sorumlu olmak isterdim. Hatta hatırlıyorum da, pek de dilediğin gibi yaşayamadığın - hep bir sınav okul telaşında olduğun dönemlerin "tam olarak hayat olmadığını" düşünürdüm; hayat "büyüyünce" başlayacaktı. Biraz da öyle belki. Yani asıl üniversite ile birlikte, bilhassa çalışmaya başladıktan sonra insan kafasına eseni yapma deliliğine ulaşıp, tam manasıyla hayatı yaşamaya, özgür olmaya, daha çok şeyden tat almaya başlıyor. Bende öyle oldu.

Fakat son zamanlarda fark ediyorum ki, yaşam büyümekten, elinde imkanlar olduğunda yaşadıklarından, maceralardan, insanlardan ziyade; çocuklukmuş. Çocukluk yıllarıymış hayat. Sonradan yaşadıklarında hep çocukluğundan kalan bir temel varmış. Hiç beklemediğin anlarda, hiç düşünmediğin sohbetlerde çocukluğunda yaşadığın bir anın etkisini görürmüşsün meğer.

Bir yerde okumuştum; mutlu-mutsuz, çocukluktan hatırladığın her karede bir travma yatarmış. Hiç önemsemediğini sandığın dönemler, meğer ne büyük izler bırakabilirmiş insana koca adam olduğunda. 30 yaşında bir insanın arkadaşlarıyla ilişkilerini ne denli şekillendirebilirmiş meğer, 10 yaşında yaşadığı bir anı. Kimini bilir, kimini bilmezmiş... Ama izler, hep orada.

Düşündüğümde, hatırladığım en eski kareler 4 yaşıma ait. Kıbrıs'ta yaşıyoruz; bir şiddetli deprem, her yeri saran yoncalar, oğlunu kovalayan kızgın bir baba, askeriyenin çitlerini yapmak için kullanılan kamışlar, siyah taşlarda yürürken çıkan ses... 

Ben kendimi genel olarak mutlu bir insan olarak tanımlıyorum. Fakat yine de çocukluğumu düşündüğüm zaman, yetişkin gözüyle baktığımda ah edeceğim birçok an var. Mesela bugün 25 yaşındaki Melis olarak karşısına çıkıp, "Sen ben 8 yaşındayken bana böyle demiştin, o küçücük çocuğu neden üzdün?" demek istediğim akrabalarım var. O kadar dikkatli olmak gerekiyor ki bir çocukla muhatap olurken; aşağı yukarı 4-5 yaşından sonra çocukların hafızaları oturuyor desek, bilhassa o kritik yaşlarda. Öyle bir şey söylersin ki bir çocuğa, geleceğim der gitmezsin, bir sözünü tutmazsın, bir ironide bulunursun; o çocuk onu 35 yaşında karısına davranışında dışarı çıkarır.

Hep negatiflerden bahsetmemeli elbette. Uzaktan bir tanıdığın kızı vardı mesela ben ufakken, çok ilgimi çeken, örnek alabileceğim "bir ablaydı" o zaman o bizim için. Ama öyle ters davranırdı ki çocuklara, o kadar sevgisiz bir kızdı ki, 6 yaşında çocuk gidip sarılsa ellerini böyle iki yanında tutar sarılmazdı. O yüzden şimdi ben "abla" olmuşken çoğu çocuk için, ekstra ilgilenmeye çalışıyorum bunlar aklıma gelince. O çocuk büyüdüğünde "ne güzel örnek olmuş bana, güvende hissettirmiş o küçük çocuğu" diye düşünsün, o da yarın başka bir çocuğa öyle ablalık - abilik etsin. Bir örnek işte bu da, demem o ki iyiliklere de çevrilebilir bu durumlar. Asıl olan bunun önemini fark etmek...

Velhasıl kelam, çocukluk herkes için aynı zamanda travmalar yumağı demek. Bunlar hep dramatik şeyler olmak zorunda değil; kimi bizi iyiye yönlendirdiği gibi, kimi karakterimizi zorlayacak yönde etkileyebilir. Çocuklara incecik bir çini üzerinde yürür nazikliğinde davranmak lazım işte... 

Ve unutmayın, zaman çok hızlı geçiyor ve bir gün o çocuklar büyüyor. 


*